|
|
|
|
Ek Bilgiler:
Kategori: Bilim
Cumhuriyet Kitapları
Baskı: 1. baskı
Sayfa: 276
ISBN: 975-6747-93-5
|
|
|
|
(Alışverişiniz güvence altında)
|
|
Gelişmiş düzeydeki canlılarla iletişim kurabilmek için, efsanevi Kral Süleyman gibi, ne cinlerin ne de sihirli yüzüklerin yardımına ihtiyacımız var. Konrad Lorenz bu kitabında, diğer canlılarla iletişimin yolunun, tek yanlı müthiş bir sabırdan ve bilgiden geçtiğini gösteriyor; bir koşulla elbette: İnsan-merkezci saplantılarımızı ve kibrimizi bir yana bırakarak…
İÇİNDEKiLER
- Türkçe Baskıya Önsöz
- Önsöz
- Baş Belası Hayvanlar
- Zarar Vermeyen Bir Şey: Akvaryum
- Akvaryumda İki Yırtıcı
- Zavallı Balık
- Zamanı Aşan Dostlar
- Hz. Süleyman'ın Yüzüğü
- Yavru Kaz Martina
- Asla Bir İspinoz Kuşu Edinme!
- Hayvanlara Acımak
- Silahlar ve Ahlak
- Sadakat Bir Vehim Değildir
- Hayvanlara Gülmek
- Dizin
ÖNSÖZ
Öfkeyle tamamladığım,
Büyüdü ihtişamla
Bir gecede - ve süpürülüp gitti yağmurla
Sevgiyle ektiğim
Filizlendi yavaş yavaş
Olgunlaştı zamanla - ama kutsallaştı
Peter Rosegger(1)
Hayvan öyküleri yazabilmek için, canlı yaratıkların insanı sıcak ve sahici bir duyguyla, karşı konmaz biçimde sürüklemesi gerekir. Benim böyle biri olduğumu herkes kabul edecektir; ancak, Rosegger'in yukarıdaki güzel dizelerinin aklıma gelmesinin nedeni, bu kitabın, hayvanlara duyduğum sevgiden önce, hayvanları ele alan kitaplara duyduğum öfkeden kaynaklanmasıdır. Çünkü itiraf etmek zorundayım: Hani hayatımda öfkeyle gerçekleştirip tamamladığım herhangi bir şey var idiyse, o da bu hayvan öyküleri çalışmasıydı.
Öfke ve kızgınlık, evet... Peki neye ve kime? Bugünlerde hemen bütün kitapçılarda sunulan o çok sayıdaki, inanılmayacak kadar berbat, yalan yanlış hayvan kitaplarına elbette; hiç tanımadıkları halde hayvanlar hakkında yazmaya kalkan bir sürü yazar bozuntusuna; bir arının solunum yollarını açıp onu "bağırttırdığını", birbiriyle dövüşen turnabalıklarının birbirlerinin gırtlağına yapıştığım söyleyen kimse, kendi bakış açısından, sevdiği için tanıtmaya ve anlatmaya çalıştığını ileri sürdüğü hayvanın daha dış görünümü hakkında bile en ufak bir fikre sahip olmadığını göstermektedir. Yetkili hayvan yetiştirici ve terbiye edici cemiyetlerin kırık dökük enformasyonları bir hayvan kitabı yazmaya yetseydi, ihtiyar Heck(2), Bengt Berg(3), Paul Eipper(4), Ernest Seton Thompson(5) ya da Wa-sha-quon-asin'in(6) bütün ömürlerini hayvanların araştırılması ve incelenmesiyle tükettikleri için, deli olmaları gerekirdi. Böyle sorumsuzca kaleme alınmış hayvan öykülerinden okuyuculara, özellikle de hayvan beslemeye yönelmiş gençlere aktarılan yanılgıların ne boyutlarda olduğunu belirlemek imkânsızdır.
Kimse kalkıp da çarpıtmaların, değiştirmelerin sanatsal anlatımın meşru özgürlüklerinden olduğunu ileri sürüp
bize itiraz etmesin. Elbette edebiyatçılar, her türlü nesne gibi, hayvanları da yazınsal gerekliliklere göre "stilize" edebilirler: Rudyard Kipling'in(7) kurtları, panteri, eşi örneği bulunmayan firavun faresi Rikkitikkitavi, insan gibi konuşurlar; Waldemar Bonsels'in(8) Arı Mayası aynen kendisi gibi kibar, ince davranmayı becerebilmektedir. Bu türden stilizasyonlar yapma hakkı, ancak hayvanları gerçekten de çok iyi bilenlere tanınabilir. Güzel sanatlarla uğraşan biri de canlandırdığı nesneyi bilimsel bir kesinlikle yeniden vermek zorunda değildir elbette. Ne var ki bir sanatçı olarak bu canlandırmayı, yansıtmayı beceremiyor ve stilizasyonu sadece beceriksizliğini örtmek için kullanıyorsa, ona yazıklar olsun!
Ben doğabilimcisiyim, sanatçı değil. Bu nedenle de kendime, "stilizasyona" kaçma hakkı, özgürlüğü tanıyacak değilim. Ayrıca bu özgürlüğe hiç gerek olmadığını da biliyorum, çünkü, okura hayvanın ne kadar güzel olduğunu göstermek için, bilimsel çalışmalarda olduğu gibi bu alanda da olguya bağlı kalmanın yeteceğine inanmaktayım. Çünkü organik doğanın hakikatleri, sevgiye değecek, saygı uyandırmaya yetecek kadar güzeldirler; ve insan onların ayrıntılarının ve özel yanlarının derinliklerine indikçe, daha da güzelleşirler. Araştırma ve incelemenin kuru olguya, gerçekliğe bağlı kalmasının, doğal ilişkilerinin ve bağlandıkların
bilgisinin, bu yoldan bilinenlerin, doğanın harika yanından duyacağımız sevinci, alacağımız haz ve zevki berbat ettiğini ileri sürmek, akla ziyan bir iddia ortaya atmak demektir. Tersine... İnsanoğlu, doğa hakkında ne kadar çok şey öğrenir ve bilirse, onun canlı gerçekliğinden o kadar etkilenecektir. Yaşayan canlının güzelliğinden duyduğu, ruhunu coşturan bir sevinçle hayatının mesleğine adımını atmamış ve bu meslekte edindiği, gittikçe artan bilgilerin etkisiyle hem doğa hem de çalışma zevki daha da yoğunlaşmayan tek bir biyolog bulamazsınız. Kaldı ki, biyolojinin öteki bütün alt alanları içinde, bütün ömrümü adadığım alan, hayvan davranışlarının araştırılması, bu söylediklerimin çok daha fazla geçerli olduğu alandır. Bu alan, canlı hayvanla öyle doğrudan bir yakınlık, güven ve dostluk ilişkisi ister ve insani sınırları zorlayan bir gözlem sabrını zorunlu kılar ki, bu araştırma ve gözlemleri yapmak için, hayvana yönelik teorik bir ilgi ve merakınız -tam da insan ve hayvanın davranışında akraba olanı, hissettiği o yakınlığı görebilmeyi sağlayan sevgi olmasa- gerekli sabrı gösterip o sürelere dayanmanıza yetmez.
Umarım bu kitap, şiirde söylendiği gibi, sonunda yağmurla birlikte sele kapılıp gitmez; çünkü ben de bu kitabı sevgiyle ekmek yerine öfkeye kapılıp yazdım; ama işte bu öfke, tam da o sözünü ettiğim sevgiden kaynaklandı.
Konrad Lorenz
Altenberg, 1949
(1) Avusturyalı yazar (1843-1918).
(2)Alman biyolog, Berlin hayvanat bahçesi müdürü (1860-1951).
(3)İsveçli kuşbilimci, hayvan fotoğrafçısı, yazar (1885-1967).
(4)Alman yazar; hayvanlarla ilgili kitapları vardır (1891-1964).
(5)İngiliz yazar; Amerikan izci hareketinin kurucularındandır (1860-1946).
(6)İngiliz asıllı yazar ve gezgin; asıl adı Archibald Belaney'dir (1888-1938).
(7)İngiliz yazar ve şair (1865-1936).
(8)Alman yazar (1880-1952).
TÜRKÇE BASKIYA ÖNSÖZ
"Mad scientist'ler, bilimkurgunun negatif ütopyalarının ayrılmaz yapı öğeleridirler. Çılgın biliminsanının dünyası her nasılsa "rayından çıkmış", sil baştan yeniden kurulmayı ya da düzenlenmeyi bekleyen bir dünyadır. Çoğunlukla kişisel psikolojik sorunlarının tutsağı, patolojik çılgın âlimler "mutsuz ve karamsardırlar". Onlara göre dünya da öyledir; sevgisiz, bozulmuş, çökmüş bir kaos yumağı... Öte yandan, hemen hepsi fazlasıyla çocuksudur bu çılgın âlimlerin; hayal, fantezi dünyasından hiç kopamamışlardır. Konrad Lorenz de bir "mad scientist", onun da psikolojik sorunu, belki hiç büyümemek; hayvan dostları yüzünden; ama bizim çılgın âlimimizin dünyası, yıkılıp yeniden kurulmayı bekleyen bir dünya değil; çünkü o dünyada henüz çok az şeyi olgu olarak gözlemleyebilmiş, tanıyabilmiş ve alçakgönüllü mutlulukların kapısını aralayabilmişizdir.
Lorenz bu kapıyı bizim yerimize aralıyor. Bahçesinde dört ayak üzerinde tuhaf sesler çıkartarak ördek yavrusunun peşinden dolanıp onunla iletişim kurmaya çalısırken, bahçenin önünden geçenler arasında bu "delinin" aynı zamanda bir biliminsanı olduğunu bilmeyenlerin ne düşünmüş olabileceklerini tahmin edip eğlenebilen bir çocuk çoğu zaman. Elinde kamerası saatlerce çalıların arkasına gizlenip ya da beline kadar Tuna'nın sularına girip, birkaç ördeğin ya da kazın davranış kodlarını çözmeye çalışan bu iflah olmaz hayvan âşığı, bir ömre yaydığı insanüstü sabır ve çalışmasıyla bizi, genellikle gözümüzün önünde olan, her gün gördüğümüz ama "bakmasını" bilmediğimiz bir dünyaya davet ediyor.
Ama bu daveti kabul etmenin kimi koşulları var. En önemlisi "insan-merkezci" bakış açımızı bir yana bırakmak. Hoimar von Ditfurth(1) gökteki dolunaya anlamsız, melankolik gözlerle bakan bir maymunun çaresizliğine hüzünlenmeden önce biraz durup düşünmeye davet ediyordu bizi: Evrenin gerçekliğinin derinliği ve karmaşıklığı karşısında, şu devede kulak bilgimizle, o maymundan daha mı az melankolik bizim bakışlarımız? İnsan olmanın onur ve gururuna sahip çıkma hakkını, hayvandan çok çok gelişmiş bir "bilinç düzeyini" temsil etme ayrıcalığımıza işaret ederek elde etmek pek mümkün görünmüyor. Üstelik o "yanlış bilincin" içinde, bütün bir doğanın bize hizmet etmek için "yaratıldığı" yanılgısı da yer alıyor. Varoluşun bir zamanlar bizim de içinde yer aldığımız bir basamağını ya da aşamasını temsil eden bu doğal dünya
temsilcileri, evrimin sabit davranış programları geliştirip canlı hayatı bu programlar aracılığıyla ayakta tuttuğu bir dönemin de "anı belgeleri". Bilinç, hazır programların, güdülerin, dürtülerin yerine, öznel-bireysel karar alma yeteneğinin (aklın) geçmesi demek bu bağlamda. Ama işte doğuştan davranış programlarının hegemonyasından evrimsel gelişme sonucu çoktan "kurtulmuş" olduğumuzu, yarattığımız sosyal hayatın, ahlaksal-kültürel kodların belirleyiciliğinde, bilinçli özne-varlıklar olarak "onlardan" radikal kopuşlar yaşadığımızı istediğimiz kadar vehmedelim, davranışlarımızın kökenine, "hayvanların dünyasına" Lorenz aracılığıyla indikçe, bu "kopuşun" hiç de o kadar radikal gerçekleşmemiş olduğunu kavrıyoruz. "Sosyal, kültürel, ahlaksal-ruhsal, duygusal" dediğimiz dünya, milyonlarca yıl süren "biyolojik" bir uyum faaliyetinin diyalektik bir aşamasından başka bir şey değil. Lorenz, çılgın bir âlim, ama aynı zamanda kalemini usta edebiyatçılara taş çıkartacak inceliklerde gezdiren bir La Fontaine(2); doyulmaz tatta hayvan "fablları" üzerinden evrimin öyküsünü de anlatıyor bize.
Gerçekten de bu öyküyü izlemenin, anlamanın önkoşullarından biri, hayvanları da içerecek şekilde doğal dünyanın insan için yaratılmış olduğu biçimindeki mitos ve inanç dönemi saplantısından epey beslenen "insan-merkezciliği", kitabı elimizden bırakmadan önce aşmak!
Bu saplantı, doğanın bütün öteki varlıkları gibi hayvanları da -ayrım gözetmeksizin- yaşamanın "malzemesi" olarak algılattı bize ve hâlâ da algılatıyor. Bu algı, sadece onlara yönelik düşüncelerimizin değil, duygularımızın da kanallarını tıkıyor. Anlama çabalarının yerini, acıma, merhamet duyguları alıyor; ve bu duygular, gene o insan-merkezci saplantıyı besleyip "onlara" karşı "üstünlüğümüzü" onaylatıyor bize.
Lorenz bu saplantıyı "cehenneme yollamamıza" yardımcı olmak için insanüstü bir bilimsel çaba göstermekle kalmıyor, genelde bilim, özelde evrim alanında sıkça karşılaşılan bir "dil" sorununu da, bilinçli olarak bizi "onlara" yaklaştıracak yönde çözüyor: Onun dişi kazı Martina, papağanı, kargası, balığı, köpeği, eyleyen, karar verip davranan (ağzındaki yavru ile yemi birlikte yutmamak için aç olduğu halde yemi ağzından atan balık gibi) birer "özne", birer "kişilik"... Her birine bir ad takma alışkanlığı, "onları" kişileştirip aramıza salmanın vazgeçilmez bir koşulu. Sıkça "duygusal" tepkiler gösteriyorlar onlar. Aşık oluyor, eşlerini seçiyor, yitirdikleri eşlerinin ardından yalnızlığı tercih edebiliyorlar. Sadece bilinçli öznenin dünyasının hizmetinde olmasını istediğimiz "dili", sadece "bizi" anlatabileceğini varsaydığımız bu aracı, Lorenz koparıp alıyor elimizden, böylece "onlara" daha çok yaklaşıyoruz; aradaki mesafe iyice daralıyor. Sonuç inanılmaz ve çarpıcı; okur, insan-merkezci korsesinin sınırlayıcı etkisini, her fablla birlikte kavramakla kalmıyor, Lorenz okuru, "dostları"yla, daha doğrusu çoğu kişisel dostu olan "kahramanları"yla bir bir tanıştırıp gülümsüyor: Çünkü bu tanıştırma çocukluğa geri dönüşe de bir davet. Muzip, şakacı, ürkek, küsen ve alınan, akla gelmez dolaplar çeviren bu "fabl kahramanları", en başta sosyal olanın sahnesinde oynamak zorunda kaldığımız ağırbaşlılık rolüne aldırmaksızın, bizi paçamızdan, eteğimizin ucundan çekiştirerek çocukluk günlerinin yaramazlıklarına geri götürüyorlar; tıpkı kendileriyle "oynarken" kocaman bir çocuğa dönüştürdükleri Lorenz gibi.
Bu kitap, belki yazıldığı günde hiç de gündemde olmayan bir bilinç çarpıtma eğiliminin de panzehiri. Günümüzün medyası, "bilimsel-belgesel" doğa programlarında "öldürmeye programlanmış", gözü dönmüş katillerden söz edip duruyor. Lorenz'in, insan davranışlarım, eylemlerini ve duygularını tanımlayan kavramlarla kapatmaya çalıştığı insan-hayvan mesafesi, bu sorumsuz ve ticari "manşetlerle" açılıp duruyor. "Vahşi" doğa, tam da kurmuş olmakla övündüğümüz sosyal-kültürel dünyanın karşısında utangaç, suçlu, boynu bükük, her yöne çekiştirilebilen bir malzeme artık. Doğal akışı içinde olağan ve sıradan bir "karın doyurma" çabası, kanlı cinayetlerin işlendiği bir mücadelenin görüntülerini sunuyor; beslenme programı, öldürme programı olarak tanıtılıyor. Çenesinden kan damlayan, şişik karınlı aslanlar, ırmakta karşıdan karşıya geçen güzelim ceylanları haince kurdukları pusuyla suya çeken timsahlar, teknolojiyle hiç olmadığı kadar bize yakınlaştırılmış, salonlarımıza sokulmuş hayvanları, aslında uzaklaştırdıkça uzaklaştırıyorlar bizden.
Medyatik boyutu gizlenemez bir kuş gribi paniğiyle, kanatlı, uçan-uçmayan bütün hayvanların kökünü birkaç haftada kazımaya kalkabiliyoruz. "Salgın" kavramıyla yaratılan medyatik bir paranoya, "öldürmeye" hangi tarafın gerçekten (kültürel olarak) programlanmış olduğunu göstermeye yetiyor. Neresinden bakarsak bakalım, kültürel, medyatik ve de modaca yönlendirilmiş, çoktan "tüketim ekonomisi" içine çekilmiş bir ilişki bu artık; sınırlı türde hayvanlarla oluşturduğumuz sahte, kof, zayıf bağlarla kurulmuş bir yan yanalık.
Ağustos sıcağında Kuzey kurdunu dolaştırmaya çıkmış apartman kapıcısı, biraz da incinmiş gururunu belli edercesine, kimsenin yüzüne bakmadan kayışından çekip duruyor hayvanı. "İradeleri" dışı birbirine bağlanmış, sahiplerinin buyruğuyla gezintiye yollanmış bu iki canlı, yitirilmiş bir ortak kökenin, iyice biçimselleşmiş bir yan yanalığm hüzün verici tablosunu oluşturuyorlar.
"Mad scientist"in, Tuna kıyılarında, güneş ışınlarını dalgalandırarak üzerinde kanat çırpan kara sürünün arasında "şövalye Martin"i kırık teleklerinden tanıdığında duyduğu sevinç ve mutluluğun kanatlarına takılıp biz de göklerde yol alıyor, çok uzak geçmişlerde kalmış bir birlikteliği yad ediyoruz. Altımızdaki dünya, yeşiliyle, mavi
akarsularıyla ve rengârenk papağanlarıyla, balıklarıyla, gri kazları, yeşilbaş ördekleriyle bir süreliğine de olsa bir masal dünyasına dönüşüyor. Kahramanlarının hayvanlar olduğu büyüleyici bir masala...
Veysel Atayman,
İstanbul, Eylül 2006
(1) Alman doktor ve gazeteci; popüler bilim yazarı (1921-1989).
(2) Fransız şair (1621-1695).
KONRAD LORENZ
HZ. SÜLEYMAN’IN YÜZÜĞÜ
Gelişmiş düzeydeki canlılarla iletişim kurabilmek için, efsanevi Kral Süleyman gibi, ne cinlerin ne de sihirli yüzüklerin yardımına ihtiyacımız var. Konrad Lorenz bu kitabında, diğer canlılarla iletişimin yolunun, tek yanlı müthiş bir sabırdan ve bilgiden geçtiğini gösteriyor; bir koşulla elbette: İnsan-merkezci saplantılarımızı ve kibrimizi bir yana bırakarak… Bu engeli aşmamızda, sosyal geçmişimizden kat kat uzun bir ortak evrimsel geçmişi paylaştığımız “akrabalarımızla” heyecan verici ilişkiler kurabiliyoruz…Ünlü davranışbilimci Konrad Lorenz’in çalışmalarına layık görülmüş Nobel ödülüne vesile olan bu kitap, karşımıza bir “eğlenceler parkı” çıkarmakla kalmıyor, bilimsel yönü son derece sağlam bir davranışbilim metni de sunuyor
|
|
VE İNSAN KÖPEKLE TANIŞTI
Konrad Lorenz
|

Konrad Lorenz, Hz. Süleyman'ın Yüzüğü'nden sonra bir kez daha, insan-merkezci yanılgılarımızı bir yana bırakıp, köpeği "...
Detaylı Bilgi |
16.00 11.20
|
|
İŞTE İNSAN
Konrad Lorenz
|

Kitabın konusu saldırganlık (aggression); anlayacağınız, hayvan ve insanın kendi türdeşlerine (hemcinslerine) yönelik mücadele dü...
Detaylı Bilgi |
24.00 16.80
|
|
|
| İŞTE İNSAN |  | | Kitabın konusu saldırganlık (aggression); anlayacağınız, hayvan ve insanın kendi türdeşlerine (hemcinslerine) yönelik mücadele dü... Detaylı Bilgi | 16.80/ YTL | |
|
|  | | BİZ BU EVRENİN ÇOCUKLARI Varoluşumuzun Romanı |  | | Ditfurth, bu 3. kitapta, 20. yüzyılın sonundaki evrene ilişkin standart bilgi ve verilerle, her türlü metafizikten uzak, gene de kendi ... Detaylı Bilgi | 16.10/ YTL | |
|
|
İŞTE İNSAN Konrad Lorenz |  | | Kitabın konusu saldırganlık (aggression); anlayacağınız, hayvan ve insanın kendi türdeşlerine (hemcinslerine) yönelik mücadele dü... Detaylı Bilgi | 16.80/ YTL | |
|
|  | BİZ BU EVRENİN ÇOCUKLARI Varoluşumuzun Romanı Hoimar von Ditfurth |  | | Ditfurth, bu 3. kitapta, 20. yüzyılın sonundaki evrene ilişkin standart bilgi ve verilerle, her türlü metafizikten uzak, gene de kendi ... Detaylı Bilgi | 16.10/ YTL | |
|
|
BİZ BU EVRENİN ÇOCUKLARI Varoluşumuzun Romanı Hoimar von Ditfurth |  | Ditfurth, bu 3. kitapta, 20. yüzyılın sonundaki evrene ilişkin standart bilgi ve verilerle, her türlü metafizikten uzak, gene de kendi ... Detaylı Bilgi | 23.00/16.10 | |
|
|  | VE İNSAN KÖPEKLE TANIŞTI Konrad Lorenz |  | Konrad Lorenz, Hz. Süleyman'ın Yüzüğü'nden sonra bir kez daha, insan-merkezci yanılgılarımızı bir yana bırakıp, köpeği "... Detaylı Bilgi | 16.00/11.20 | |
|
|
| | Yazar Hakkında | | | Konrad Lorenz |
|
| |