| |
|
|
Ek Bilgiler:
Kategori: Deneme
ISBN: 978-9944-150-75-0
|
|
|
|
(Alışverişiniz güvence altında)
|
|
İktidar tartışması aklınıza gelebilecek her yerde yapılır da politikacı duymaz. Çünkü iktidar insanı önce gözden kulaktan eder. Görmez duymaz olanlar, kendi alanlarının dışına çıkamaz. Evinin borcunu bacadan aşıran, eğitimsizlik, geçim sıkıntısı ve aldatmacayla yüz yüze kalanlar, kendilerini kandıran politikacıyı sorgulayabilir mi? Kendi alanlarına tutsak olmuş kişi ve grupların, “İktidar benim, ne istersem söylerim” diyerek hindi gibi kabarması, mürekkep yalamışları bile rahatsız etmezken, günübirlik yaşayan insanları ırgalar mı? Umudumuz; masallarla uyutulup sadakayla avutularak, “hamdolsun, hayırlara vesile olacak” nur topu gibi iktidarlar yaratan halkın uyanması… “Evet; iktidar olabilirsiniz!
Ancak istediğinizi söyleyemez ve yapamazsınız!” diyebilir olması!
İÇİNDEKİLER
- Sunuş
- DİLİM SENİ, DİLİM DİLİM
- Dünden Bugüne İktidar Ağzı
- İktidar(lı) Olun Dediklerimiz
- Dikkat Başbakanınız Konuşuyor
- İktidarını Diliyle Yitirenler
- Basında İktidar-Muhalefet Tartışmaları
- İKTİDAR BİZDEYSE
- İktidar Benim, Ne İstersem Söylerim!
- İktidar Ne ki... Yenir mi, İçilir mi?
- Dışiktidar ile İçiktidar Sarmaş Dolaş
- Baylar Bayanlar! Azıcık Susun da Dinleyin!
- İktidar Bizdeyse
- İktidar Birkaç Metre Ötemizdeyse
- Okullarda İktidar Olmak
- Çoğunluğu Korkutan, En Yakındaki İktidar(lar)
- Politika Nedir, Ne İşe Yarar?
- İktidar Bir Masal mı?
- İktidar Dilde Başlar... Tadını Almayagör
- İKTİDAR AZ ÖTEMİZDEYSE
- Siyasaya "Yanlış Anlaşıldım" Kıvırtmasının Yerleşmesi..
- Doğru Anlaşılma: İktidar=Milli Vicdan=Milli Cüzdan....
- Gaflar-Saflar
- İktidara Yakın Olmak
- İktidar Üfürse de Söz Her Zaman Uçmaz
- İktidarlar İleri mi, Geri mi?
- İktidarlar Unutmasın: Kara Gün Kararıp Kalmaz
- İktidar=Fildişi Kule Tutsakları
- İktidar Öyle İstiyor: "Allaha Emanet Olun!"
- Yazıklar Olsun!
SUNUŞ
2008 Mayısı ortasında ekranlara bir görüntü düştü; örtülere bürünmüş, gözleri bile görünmeyen, birörnek giyinmiş kadınlar, bir "ilköğretim okulu"nun açılışını yapan Milli Eğitim Bakanı'nı dinliyordu. Bakan, gözleri bile görünmeyen kadınlarla ilköğretim bebelerinin bulunduğu topluluğa, "Biz, bir şeyi programa koyarız, parasını ayırır, başlar ve bitiririz. Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz. Çağdaşlık da Atatürkçülük de icraatla olur. Atatürk'ün bize gösterdiği çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine sloganla çıkamayız, " diyordu.
Görüntü, bakanı doğrulamıyordu. Sonradan bu kadınların yöresel giysiler içinde olduğu söylense de görüntü, gözümüzün önüne başka resimler getiriyordu. Bakan Çelik, gözleri bile görünmeyen kadınların izlediği okul açılışından sonra, kuşkusuz gözleri görünen ve iyi gören; kulakları olan ve iyi duyanların doldurduğu Kütahya Belediyesi Kültür Sarayı'ndaki "Küreselleşme Sürecinde Türkiye" konulu bir konferansa katılmıştı:
"Bugün iyi bir dizüstü bilgisayarınız ve cep telefonunuz varsa Kanada'da oturup Singapur'daki işletmenizi idare edebilirsiniz. (...) Ekonomik olarak bugün dünyada her şey küreseldir. Hukuk, siyaset, spor ve hatta terör bile küreseldir artık. New York'taki borsada biri öksürünce ÎMKB'de insanlar grip oluyor. Tokyo Borsasında dalgalanma olunca burada deprem meydana geliyor. Dünya böyle bir dünya oldu. (...) Küreselleşmeyi görmezlikten gelmemiz, yok saymamız, küreselleşmenin bizi görmediği ve yok saydığı anlamına gelmez. (...) Bizim Türkiye olarak medeni dünyadan kopmak gibi bir lüksümüz olamaz. Biz eğer başımızı kuma sokarsak, bu ipekböceği politikasıdır. İpekböceği etrafına kozayı örer ve sonunda haşlanır. Türkiye yol ayrımındadır. Ulusalcı fukaralık ve içe kapanmadan mı yoksa ulusal zenginlik ve açılımdan yana mı olacağız? Buna karar vermeliyiz."
Bakan söylüyorsa doğruydu kuşkusuz; ABD'den birileri öksürünce, topluca grip olduğumuz çok doğruydu. Dünya değişmişti.
"Lafla Atatürkçülük, lafla çağdaşlık olmaz'''dı. Bu kitabın yazılış nedenlerinden biri budur; uzun zamandır sözle Atatürkçülük, çağdaşlık taslayanların iktidar olması, sabrımızın zorlandığı bir noktaya gelmiştir, iktidarı, yalnız kendisi için "hayırlara vesile olan"ların körüklediği eğitimsizlik, yoksulluk, sağlık ve hukuk sorunları taşınamaz, çekilemez boyuttadır.
"Ulusalcı fukaralık ve içe kapanma..." Yoksulluğun, eğitimsizliğin ulusalı olur mu? Aptesinde namazında bir iktidarın bakanı söylüyorsa olur. Adamlar, iktidar bizde diyorlar. Ulusalcı fukaralık olur; her türlü kötülüğün kaynağı "ulusallık"tır diyorlar.
Bu kitabın yazılış nedenlerinden biri de bu anlayışın sorumsuzca at sürmesidir.
Yıllardır, toplumun gözü önünde olan, eğitimsiz halkı etkileyen, sarsan, üzen, kandıran kişilerin kullandığı dili izliyorum. Özellikle siyasal iktidarı elinde tutanların dilini... Hangisi yararlı derseniz; kasaptaki derim; bunların dili ne doyurur, ne besler...
Ayrıca iktidar salt siyasal güç değil ki... Öyleyse dilinden rahatsız olduklarımıza eleştiri yöneltmeden önce kendimize bakmamız gerekiyor. Önce aynı koşulları, olanak ya da olanaksızlıkları paylaştığımız komşularımızdan başladım işe. Sonra 1940'lardan bu yana siyasal iktidarı elinde tutanların dil kullanımını anımsatarak bellek tazelemeyi amaçladım. Hem acıklı, hem gülünç örnekler çıktı önüme...
Atatürk'ün ölümünden, özellikle 1950'den sonra siyasal iktidar için savaşım verenleri anlatan kaynak bolluğu içindeyiz; ama bizim politikacılarımızın çoğu ya hiç okumaz ya da tek yanlı okur. 1980'lerde gazeteler, dönemin Başbakanı Turgut Özal'ın sıkılınca Red Kit okuduğunu, eşiyle birlikte Bülent Ersoy'u dinlediğini, Kemal Sunal filmleri izleyip güldüğünü yazmıştı. Doğallıkla beğeniler tartışılmaz, ama bir politikacının düş dünyasını yansıtan her şey tartışılabilir.
îşte bu nedenle az okuyan, ülkenin geçmişini, yakın tarihini, kültürel birikimini yeterince irdelemeyen, salt kendi aklına güvendiği için takım çalışması nedir bilmeyen, politikayı "bugün"le sınırlı tutan kişilerin yarına ilişkin bir düşü olamıyor. îşte bu nedenle bizim politikacıların çoğu iktidar olunca, yalnız devlet olanaklarını, ülkenin iç-dış borçlarını değil, önceki iktidarların biçemini, tavırlarını, dahası kullandıkları sözleri bile devralmış gibi yaşayıp gidiyorlar. Bu yüzden atışmaları da tartışmaları da önerileri de sığdır; günübirliktir.
1940lı yılların ortasından bu yana "sağ"ı temsil eden politikacıların neredeyse hepsi, Cumhuriyet Halk Partisi'yle (CHP) kavgayı hastalık ölçüsüne vardırmıştır. CHP, kimileri için bir takınaktır. Gelin görün ki CHP de bu resmi doğru okuyamıyor; iki yakasını bir araya getirip iktidar olamıyor. Adnan Menderes, CHP önderi ismet inönü'ye ve CHP'ye belden aşağı vurarak rahatlıyormuş. 2000'lerin başbakanı Erdoğan'ı da CHP rahatlatıyor. Bir tek CHP kendini rahatlatamıyor... "Sürekli muhalefet" olmak hoşuna gidiyor sanki...
Dün (1950'ler):
"Dünün Milli Şefi bugün milli tezvirci. (yalancı, kovcu) olarak sahnededir. Gittiği her yerde yalan söylüyor, tahrik yapıyor. (...)CHP Başkanı uzunca bir sükûttan sonra siperinden çıkmış ve konuşmaya başlamıştır. İktidar kötü yoldadır diyor. Ben de diyorum ki muhalefet kötü yoldadır. Muhalefet değil, İsmet Paşa kötü yoldadır." (Başbakan Adnan Menderes)
Bugün (2008):
"Biz buyuz. Laf üretmiyoruz, iş üretiyoruz, iş. Olay bu. Bu ülkede dikili ağacı olmayanlar, affedersiniz bir çakılı kazığı olmayanlar konuşuyor. Medeniyet lafla olmuyor. Muasır medeniyetler seviyesine eğer geleceksek, bu, gelişen şehirlerle, okullarımızla, yollarımızla hastanelerimizle, havaalanlarımızla olacak." (Başbakan Recep Tayyip Erdoğan).
İsmet İnönü de Menderes'in 1954 seçimlerine doğru ağırlaşan biçemini öfkeyle eleştiriyor:
"Bir başbakan ki memleket meselelerini bir yana bırakıp yalnız küfürle konuşur, o başbakandan bu memlekete hayır gelmez. Bu memleketin talihsizliği birinci iktidar değişikliğinde ahlaktan ve ciddi mesuliyet hissinden mahrum bir insanın işbaşına geçmesidir. Bir cahil, bir kendini bilmez, vazife ciddiyetinden nasibini almayan başbakan, bilgisizliğinden yaptıklarının ne bela getireceğini bilmiyor."
Kaynakları karıştırınca, yerimizde saydığımızı düşünüyorum. İnönü'nün sözleriyle aklımıza düşen ne başbakanlar, ne bakanlar gördük; kimler geldi geçti; "cahillik, kendini bilmezlik, vazife ciddiyeti..." açısından yakın dönemin iktidarları eskiyi mumla aratıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve takımı, "İktidar benim, ne istersem söylerim" tavrını sürdürüyor. Hem de ölçüsüzce... Benim kuşağımın kavgalı olduğu Süleyman Demirel bu denli çok argo, sövgü sözü kullanmış mıydı? Demirel, sözle dövme işinde ustadır. "Dün, dündür; bugün, bugündür" rahatlığıyla hiç arkasına bakmazdı. Yazık ki politikacıların çoğu arkasına bakmadığı için önünü de yanını yöresini de göremiyor.
Sakın, kafayı Süleyman Demirel'e taktığımı düşünmeyin; Demirel siyaset dünyasının renkli kişiliklerinden biridir. Sevseniz de sevmeseniz de öyledir. Derler ki, 1960'lı yıllarda Kıbrıs sorununu görüşmek üzere İngiltere'ye gitmiş; dönüşte bir gazeteci şöyle sormuş:
-Efendim, neden İngiliz dışilişkiler bakanının elini sıktınız? Demirel'in yanıtı günlerce tartışılmış:
-Neresini sıkacaktım kardeşim?
İşte böyle bir kitap bu... Dilim varmıyor; ama yer yer kara gülmece örnekleri göreceksiniz. Amacım politikacıları küçük düşürmek değil, niçin onların bizi küçük düşürdüklerini sorgulamak... Birlikte sorgulamak...
Kitabı gün ışığına çıkaran "Cumhuriyet Kitap" takımına en içten saygı ve sevgilerimi sunarım. Siz okurlara da gönül borcum sonsuz... Sağ olun!
Dikmen, Mayıs 2008
SEVGİ ÖZEL
İKTİDAR BENİM NE İSTERSEM SÖYLERİM!
İktidar tartışması aklınıza gelebilecek her yerde yapılır da politikacı duymaz. Çünkü iktidar insanı önce gözden kulaktan eder. Görmez duymaz olanlar, kendi alanlarının dışına çıkamaz. Evinin borcunu bacadan aşıran, eğitimsizlik geçim sıkıntısı ve aldatmacayla yüz yüze kalanlar, kendilerini kandıran politikacıyı sorgulayabilir mi? Kendi alanlarına tutsak olmuş kişi ve grupların, "iktidar benim, ne istersem söylerim" diyerek hindi gibi kabarması, mürekkep yalamışları bile rahatsız etmezken, günübirlik yaşayan insanları ırgalar mı?
Umudumuz; masallarla uyutulup sadakayla avutularak, "hamdolsun, hayırlara vesile olacak" nur topu gibi iktidarlar yaratan halkın uyanması... "Evet; iktidar olabilirsiniz! Ancak istediğinizi söyleyemez ve yapamazsınız!" diyebilir olması!
|
|
DİLLERİ UZUN
Sevgi Özel
|

Dil kullanımındaki özensizlik hem gülünç, hem acı görüntüler yaratıyor. Yazılıyor okumuyorlar; söyleniyor d...
Detaylı Bilgi |
12.00 8.40
|
|
|
| OZANLAR YAZARLAR KİTAPLAR |  | | Ozanlar Yazarlar Kitaplar, 1884 doğumlu Ömer Seyfettin'den 1958 doğumlu Ahmet Erhan'a, geniş bir alandan ozanları, yazarları kapsıyor. Kitap bu s... Detaylı Bilgi | 11.20/ YTL | |
|
|  | | KAŞ KAŞ ÜSTÜNE TAŞ TAŞ ÜSTÜNE Kent Kültürü Üzerine Denemeler |  | | “Yazarın bugüne dek tüm yazdıklarındaki, içinde İZMİR sözü geçen ne varsa hepsinden seçilmiş GÜZEL... Detaylı Bilgi | 10.50/ YTL | |
|
|
YÜREĞİN SESİ ZEYTİN ÜLKESİ Mehmet Başaran |  | "Bol pınarlı İda'dır" bir adı; Mıhlı, Şarlak, Şahin Deresi / Bir kayadan duman duman / On yedi metre atlayan / Sutüven...
Gö... Detaylı Bilgi | 9.80/ YTL | |
|
|  | YAZMAK YAŞAMAK Oktay Akbal |  | | Yazın ve düşün dünyamızın usta kalemi Oktay Akbal’dan kültürel ve toplumsal sorunlara ilişkin çarpıcı denemeler.... Detaylı Bilgi | 9.10/ YTL | |
|
|
CUMHURİYETİN BİREYİ OLMAK 1-2 Türkan Saylan |  | "Cumhuriyetin bireyi" iseniz, bu tanıma en çok yakışan kişilerin başında Prof. Dr. Türkan Saylan'ın geldiğini biliyorsunuz... O,... Detaylı Bilgi | 30.00/21.00 | |
|
|  | ATATÜRK BİR GÜN GELECEK Oktay Akbal |  | Gazetelerde, dergilerde yüzlerce yazı, her karşıdevrim belirtisinde, ters yakışıksız uygulama denemelerinde, toplumu uyarmak, yanlış tutumu, gidi... Detaylı Bilgi | 14.00/9.80 | |
|
|
|
| |