Bireysel bağlamda farklı ve üstün yeteneklere sahip olan, söylemi ve eylemi toplumların özlemiyle örtüşen kişiler sağlam bir savunma sistemi ve güvencesi bulunmayan geleneksel ve kapalı toplumlarda bir anda etkili ve saygın bir konuma yükselir. Hayran olunan, imrenilen ve peşinden gidilen bireyler haline gelir. "Yol aşkı"yla yanıp tutuşan ve bu uğurda her türlü cefayı göze alarak ağır bir bedel ödeyen Pir Sultan Abdal'ın da yüzyıllar boyunca toplumun belleğinde, sazında ve sözünde yaşamasının en büyük nedenlerinden biri sanırım budur.
ÖNSÖZ
"Bir hüznün soyadıdır Pir Sultan "
Hilmi Yavuz
Bireysel bağlamda farklı ve üstün yeteneklere sahip olan, söylemi ve eylemi toplumların özlemiyle örtüşen kişiler sağlam bir savunma sistemi ve güvencesi bulunmayan geleneksel ve kapalı toplumlarda bir anda etkili ve saygın bir konuma yükselir. Hayran olunan, imrenilen ve peşinden gidilen bireyler haline gelir. "Yol aşkı"yla yanıp tutuşan ve bu uğurda her türlü cefayı göze alarak ağır bir bedel ödeyen Pir Sultan Abdal'ın da yüzyıllar boyunca toplumun belleğinde, sazında ve sözünde yaşamasının en büyük nedenlerinden biri sanırım budur.
Ayrıca belirtmek gerekir ki, Osmanlı dönemi halk direnişinin en önemli simgelerinden biri olan Pir Sultan, söylemi oldukça güçlü, özgün bir ozandır. Deyişlerinde işlediği konular çok yönlü ve kurgusu sağlamdır. Söylemindeki renklilik ve derinlik, ezilen toplumsal kesimlerin dili ve deyimleriyle olan uyum, günceli ve bireysel olanı dile getirirken tarihsel ve toplumsal olanı yakalaması deyişlerinin etkisini artıran ve yaygınlık alanını genişleten unsurlardır.
"Pir Sultan olayı", Anadolu halkına karşı yüzyıllardır yürütülen saldırganlık ve geleneksel egemenlik anlayışının ortaya çıkardığı çelişki ve çatışmaların ürünüdür. İnsanı insana düşüren bu yapı, yüzyıllar boyunca Pir Sultan'ın kişiliğinde gözlediğimiz "olaya" benzer birçok olayın yaşanmasına sebep olmuştur. Oysa ki, toplumlar ezme, yok etme, dönüştürme ve talan yöneliminden uzak biçimde birbirini saygı ve hoşgörüyle karşılayarak barış içinde birarada yaşamayı öğrenebilseydi, uygarlıkların, kavim ve kültürlerin harman olduğu bu coğrafyada bugün inanılmaz bir gelişmişlik düzeyi yakalanabilirdi. Fakat bunlar olmadı. Bugün bu
"olmazlığın" nedenini araştırmak önemli sorumluluk olarak karşımızda durmaktadır. Bunca acı ve kırım neden yaşandı? Yaşanan bunca olumsuzluklardan insanlık ne kazandı? Bu coğrafyayı yüzlerce yıldır egemen kesimlerle aynı çizgiyi paylaşmayan topluluklardan arındırma çizgisinin arkasındaki düşünsel yapı nedir ve bu siyasal gelenek ve düşünce sisteminin günümüze yansımaları nelerdir? Bu ve benzeri soruların bir yanıtı olmalıdır. Bunlar, çoğunlukla görmezden gelinen bir boyuttur.
Tarihin bütünsel ve doğru kavranışı için sanırım sorunları biraz daha açmak ve soruları sürdürmekte yarar bulunmaktadır. Toplumlarda neden hep zora düşmüşler, çaresizler, yoksullar, baskı altında tutulanlar eylemi ya da söylemiyle direnişe geçer? Direnişlerin sebep ve sonuçları, toplumsal yaşama yansıma boyutları nelerdir? Ayrıca eylemlerin bastırılmasıyla birlikte ortaya çıkan sonuç yalnızca "birkaç baş"ın gitmesi midir? Durum böyleyse Pir Sultan benzeri "başverenler"in adları neden unutulmaz? Bıraktıkları "iz" neden toplumların belleğinden silinmez? Bu soruların yanıtını vermek kuşkusuz kolay değil. Şurası açık ki, soruların çoğalmadığı, yaşama dair itirazların olmadığı toplumlarda toplumsal gelişmeleri yakından izlemek ve yakalamak mümkün değildir.
Bu bağlamda irdelediğimiz ve Pir Sultan Abdal'ın asılmasına uzanan direnişin nedeni, Osmanlı yönetiminin uygulayageldiği geleneksel arındırma çizgisinde aranmalıdır. Bu tip deneylerde uygulanan "kul'laştırma ve talan zihniyeti belli bir süreç sonunda toplumların karşısına ağır bir "bedel" çıkarır. Bu nedenle bugünü anlamak için geçmişe nesnel bir gözle bakmak gerekmektedir.
Toplumlar "ne", "neden", nasıl", "nerede" ve "ne zaman" sorularını kendilerine sormadıkları ve kendileriyle her koşulda hesaplaşmadıklan sürece, doğru bir toplumsal bilinç oluşturarak sağlıklı bir ilerleme kaydetmeleri mümkün değildir. Dolayısıyla tarihsel ve toplumsal bilinci sağlıklı bir şekilde oluşturmak için bu alandaki çalışmaların ve benzeri sorulara ilişkin arayışların artarak sürmesi gerekiyor. Bizim çalışmamızda bu arayışın bir sonucudur.
Bu çalışmalar tarihin ve kültürün resmi olmayan yüzünden okunmasıdır. Uzun yıllara dayanan bu araştırmalarda ulaştığımız sonuçlar, umarız okuyucunun yeni ufuklara açılmasını sağlar. Bu kitapla amacımız, bilinen söylence ve bilgileri yinelemek değildir. Konuyla ilgili yeni araştırmalar, yeni görüş ve düşünceler sunmak, olanaklar elverdiğince belge ve kanıtlara dayalı biçimde konuya ilişkin çelişki ve karanlıklara ışık düşürmektir. Bununla bağlantılı olarak araştırma ve incelememizde öncelikle Pir Sultan'ın yaşamını ve kendisini çevreleyen koşulları aydınlatmaya yönelik bir çizgi izlenmiştir.
Bunların dışında Pir Sultan'ı doğrudan okumak ve araştırmak isteyenler için sözlü ve yazılı kaynaklardan derlediğimiz yayınlanmayan deyişlerini ve yayınlanan kimi deyişleriyle önemli farklılıklar gösteren bazı çeşitlenmeleri de bu çalışma içerisinde sunmayı gerekli gördük. Yoğun ve yorucu bir çalışma olmasına karşın Pir Sultan Abdal'ın dergi ve kitaplarda yayınlanmış ve ayrıca bizim derlememiz olan yayınlanmamış bütün deyişlerini -çeşitlenmelerle birlikte 650'ye yakın deyişi- özenle karşılaştırarak öncelikle farklılıkları tespit ettik ve elimizdeki çeşitlenmelerden -el yazmaları, sözlü kaynaklar ve daha önce yayınlananlar da dahil olmak üzere- hangisi daha düzgünse onu yayınlamayı yeğledik. Bazı yerlerde ise Alevi-Bektaşi kavramlarına, düşünce ve kültür dünyasına yabancılıktan ve okuma yanlışlıklarından kaynaklanan bozuklukları elimizde bulunan derleme ve çeşitlenmelere bakarak mümkün olduğunca düzeltme yoluna gittik.
Güçlü bir olasılıkla köylerde-kentlerde kimi ellerde sandıklarda saklanan el yazmalarında konuyla ilgili bazı yeni ipuçlarına ve bir kısım yeni deyişlere daha rastlanabileceğini düşünüyoruz. Fakat bu kaynakların bir an önce kaybolmadan ve çürütülmeden gün ışığına çıkarılması ayrı ve önemli bir görev olarak karşımızda durmaktadır. Ellerinde bu türden malzeme bulunanların bunları araştırmacılara ulaştırması öncelikle kendi tarihleri ve kültürlerine hizmet olacaktır. Fakat bunların çoğu anlaşılmaz bir şekilde -bilinçsiz olarak- gün ışığına çıkarılmaktan ve topluma sunulmaktan sakınılmaktadır. Araştırmalarımız sırasında bu türden anlamsız davranışlarla biz de karşılaştık. Oysa biliyoruz ki, toplumlar kültürleriyle, yarattıkları ve insanlığa sundukları değerlerle var olur, saygın ve etkin olur. Bu konu bu anlamda da önem taşımaktadır.
Yine araştırmamız sırasında bir çok belgeyle birlikte Pir Sultan'ın elimizde bulunan bütün deyişlerini -çeşitlenmelerle birlikte- dize dize, sözcük sözcük tarayarak değerlendirmeye tabi tuttuk. Ayrıca belgelerle karşılaştırarak ilginç ve önemli sonuçlar elde ettik. Okuyucular bunları da çalışmamız içerisinde görecektir.
İncelemelerimiz sonucu Pir Sultan'ın bazı deyişlerinin başta Hatayı olmak üzere Alevi-Bektaşi aşıkların deyişleriyle karıştığını gördük. Aynı düşünce ve kültür dünyasını paylaşmalarından dolayı bunları kesin olarak ayırt etme olanağı bulunmadığından mümkün olduğunca bu çeşitlenme ve karışıklıkları dipnotlar halinde gösterdik. Bu araştırma elbette konuyla ilgili ilk çalışma olmadığı gibi son çalışma da olmayacaktır. Umarız bu konuda gelecekte daha ileri adımlar atılabilir, kesin aydınlatılamamış kimi noktalar daha net açıklığa kavuşturulabilir.
Son olarak çalışmamıza, eleştiri ve önerileriyle katkı sunan değerli arkadaşım Erdoğan Aydın'a, gerek Çorum bölgesiyle ilgili bazı yer isimlerinin tespiti, gerekse deyişlerin derleme aşamasında ve elindeki defterleri vererek katkılar sunan arkadaşım Can Yoksul'a ve cönklerden yaptığı derlemeleri bize gönderen Dr. Doğan Kaya'ya en içten saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
Yeni çalışmalarda buluşmak dileği ile...
Aachen,
25 Aralık 2003
A. Haydar Avcı
ALİ HAYDAR AVCI
BİZE DE BANAZ’DA PİR SULTAN DERLER
Değerli halkbilimi araştırmacısı A. Haydar Avcı’yı, ilkin “Köroğlu Ayaklanması” adlı çalışması ile tanıdık. Onun ardından daha olgun bir eserle çıktı karşımıza: “Zeybeklik ve Zeybekler”. Özellikle bu ikinci kitap, hem araştırma hem de derlediği malzeme bakımından değerli bir halkbilimci ile karşı karşıya olduğumuzu gösterdi. Şimdi onun Pir Sultan Abdal üzerine çalışması ile karşı karşıyayız. Uzun yıllar önce Pir Sultan üzerine çalıştığım için onun bulduğu belgeleri ilgiyle izledim. Bu yeni eser. İle Avcı’nın, konuya ilişkin bize yeni ufuklar açmış olacağından kuşkun yok.
Prof. Dr. İLHAN BAŞGÖZ
“Yeni Belge ve Bilgiler Işığında Pir Sultan Abdal” benim bir hayli ilgimi çekti.
HİKMET ÇETİNKAYA
Pir Sultan Abdal, halkbilimi çalışmalarında olduğu kadar siyasal bilincimizin de en önemli figürlerinden birini oluşturuyor. Bu çalışma, Pir Sultan’a dair bugüne kadar yapılmış araştırmaların en kapsamlısı. Ama bu çalışmayı öncekilerden daha önemli kılan asıl özellik, bizi, konuya ilişkin bugüne kadar yapılmış tüm çalışmaların düzeltilmesi gereksinimi ile karşı karşıya bırakması. Çalışmanın bir diğer önemi ise, Osmanlının, halkın bu büyük ozanının gözündeki niteliğiyle bizi tanıştırmasıdır.
ERDOĞAN AYDIN