Bu kitapta, İran'ın bugün yaşadığı çalkantının nedeni olarak görülen yönetim anlayışı; yönetim anlayışının dayandığı siyasi düşünce ve bu siyasi düşüncenin merkezinde yer alan ulemanın mutlak otoritesinin tarihsel arka planı ele alınıyor. İran'ın siyasi tarihinden ziyade Şia'nın tarihi ve Ehl-i Sünnet'ten ayrışma noktaları anlatılıyor. İran'ı bölgedeki diğer İslam toplumlarından farklı kılan Şii İslamın, fıkhi, kelami, itikadi ve psiko-sosyal anlayışları inceleniyor.
ÖNSÖZ
Kitabın içeriğinin önemlice bir kısmı Ağustos 2009 başında Cumhuriyet gazetesinde dizi olarak yayımlandı. O günlerde İran, sokak gösterileriyle çalkalanıyordu. Binlerce İranlıyı sokaklara döken görünürdeki neden, cumhurbaşkanlığı seçimine hile karıştırılmasıydı. Mevcut Cumhurbaşkanı Ahmedinejad'm yüzde 60 gibi yüksek bir oranla seçimi kazanmasının ancak hile ile mümkün olabileceğine inanan Müsavi yandaşları, seçimlerin iptali ve yenilenmesi istemiyle sokaklara dökülmüştü.
İşte o günlerde dünya medyasının olduğu kadar Türk medyasının da gündemini, İran'daki gösterilerin neden ve sonuçları ile bundan sonraki seyri konusu uzun süre meşgul etti. İran konusunda "uzan" sıfatı ile birçok gazeteci, bilim insanı, son yıllarda icat edilen e hangi iş koluna girdiklerini henüz öğrenemediğimiz stratejistler erek yazılı basında gerekse televizyonlardaki tartışma programlarında konuyu haftalarca tartıştılar. Sabahlara kadar süren tartışma programlarını kaçırmamaya özen gösterdiğimiz o günlerde, mese-enin hep günümüz İran'ındaki güç dengeleri, karmaşık yönetim modeli ve toplumda baskı gruplarının yönetim üzerindeki etkisi üzerinden değerlendirildiğine tanık olduk. O nedenle sorunun bundan sonraki seyrine ilişkin yorumlar da bu bakış açısının ışığında yapıyordu. Bu yorumları şöyle özetlemek mümkün:
Korunaklı bir yapıya sahip olan İran rejiminin güvencesi güvenlik güçleri olaya el koyacak, gösteriler şiddetle bastırılacak ve evli evine, köylü köyüne dönecekti. Gösterilerin temelinde toplumu yöneten ulemanın iktidar mücadelesi yatıyordu ve bu iktidar savaşı bir şekilde uzlaşiyla sonuçlanacak, sokak gösterileri de bıçakla kesilir gibi bitecekti. Zaten ne Müsavi ne de onu destekleyenler rejim muhalifiydi. Müsavi, İran İslam Devrimi'nin gerçekleşmesinde ve kurulmasında rol oynamış önemli aktörlerden biriydi ve seçim propagandasını rejimde ve anayasada bazı ufak rötuşlar yapma üzerine oturtmuştu. Onu destekleyenler de gösterilerinde tekbir getirerek yürüyorlardı. Öyle büyük değişim hayalleri yoktu, rejimde biraz gevşeme, basit birkaç reform onların evlerine dönmesine yeterdi.
Bazı yorumcular da, "Hah bu kez de karşı bir devrimle İslam Cumhuriyeti yıkılacak ve yerine laik bir yönetim inşa edilecek," diyerek beklenti içine girmişti.
Her iki grubun temennilerini bir yana bırakacak olursak İran'da ne akşamdan sabaha başarı kazanacak bir karşıdevrim sürecinden ne de mollaların uzlaşmasıyla sokağın sesinin kesileceğinden söz etmek gerçekçi bir yaklaşım sayılabilirdi. Zira İslam coğrafyasında İran'ı dini hükümlerle yönetilen diğer ülkelerle bir tutmak kadar İran halkının tarihsel, dinsel ve siyasal geçmişini, geleneklerini, deneyimlerini yok saymak da aynı ölçüde yanıltıcı olurdu.
Ortadoğu'da İran'ı diğer İslam ülkelerinden farklı kılan en önemli etken, onun dini anlayışından kaynaklanıyordu.
O günlerde Cumhuriyet gazetesindeki yazıişleri ile İlhan Sel-çuk'un odasındaki mutat tartışmalarda İran'daki gösteriler gündemin ilk maddesini oluşturuyordu.
Bu tartışmalarda aslında konunun İran'dan çok Şia'nın tarihi ve yönetim anlayışı çerçevesinde ele alınması gerektiğini söyleyince İlhan Ağabey de, "Söyleme, yaz. Her ne kadar dini akide açısın -
dan zayıf biriysen de din iman konusunda yazabilecek donanıma sahipsin," diyerek bizi yüreklendirdi. Şiiliğin tarihi ile birlikte İran'ın siyasi tarihini ele alan "İmam Mehdi'den İmam Humeyni'ye Mollaların Gölgesinde İran" yazı dizisi böyle ortaya çıktı. Dizi yayımlandığı günden itibaren sanırım ilgi gördü. Gerek gelen telefon, elektronik posta ve faks mesajları, gerekse yaz dönemi olmasına karşın gazetenin tirajmdaki artış dizinin gördüğü ilgi konusunda bize gerekli ipuçlarını veriyordu. Gelen mesajların ortak noktasını, "Bu dizi kitap olacak mı?" sorusu oluşturuyordu. Aslında kitap olabilme olasılığını hiç hesaba katmadan diziyi hazırlamıştık. Ancak özellikle ilhan Ağabey ile Server Tanilli Hoca'nın teşvik edici konuşmaları ve okurların bu yöndeki ısrarlı sorularına muhatap olmamız nedeniyle bu mütevazı çalışmayı kitaba dönüştürmek kaçınılmaz oldu. Bundan önceki kitabım da İlhan Ağabey'in zorlamasıyla ortaya çıkmıştı. Onun damdan itmesi sonucu iki kitap sahibi oldum. O nedenle bu kitabımı sevgili ağabeyim İlhan Sel-çuk'a ithaf etmek istedim.
Miyases İlknur
İstanbul 2009
MİYASE İLKNUR
İMAM MEHDİ'DEN HUMEYNI'YE İRAN
Bu kitapta, İran'ın bugün yaşadığı çalkantının nedeni olarak görülen yönetim anlayışı; yönetim anlayışının dayandığı siyasi düşünce ve bu siyasi düşüncenin merkezinde yer alan ulemanın mutlak otoritesinin tarihsel arka planı ele alınıyor. İran'ın siyasi tarihinden ziyade Şia'nın tarihi ve Ehl-i Sünnet'ten ayrışma noktaları anlatılıyor. İran'ı bölgedeki diğer İslam toplumlarından farklı kılan Şii İslamın, fıkhi, kelami, itikadi ve psiko-sosyal anlayışları inceleniyor.
Kitapta İslamda mezheplerin doğuşu; Ehli Sünnetle Şia'nın ayrışma noktaları; Şia'da imamet ve mehdi anlayışı; İran'ın Şiilikle tanışması; Kızılbaş Safevi devletinin Şiileşmesi; Şiilikte ulemanın konumu; âlimlerin yetişme tarzı ve eğitimi; Pehlevi hanedanının İran'ın kaderine etkisi; Mussaddıkın siyaset sahnesine çıkışı ve ABD darbesiyle yıkılışı; mollaların siyasete etkisi; Humeyni'nin uzun yürüyüşü ve İslam Devrimi'ne giden yol; Velayeti Fakih kurumu; devrimde solcuların ve laiklerin gafletinin öyküsü de anlatılıyor.